Venezuela: Amerika Eski Hatalarını Tekrar Ederken

Bu makale, ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikasındaki tehlikeli dönüşümü; baskı ve yaptırımlardan doğrudan güç kullanımına geçişi ele almakta ve zorla rejim değiştirmenin kaosa kapı araladığını, hukuki meşruiyeti zayıflattığını ve bölge halklarına hizmet etmeden önce ABD’nin kendi çıkarlarına zarar verdiğini ortaya koyan tarihsel hataların tekrarlanmasına karşı uyarmaktadır.

Bilal Nour Al Deen

1/4/20263 min oku

Donald Trump ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun Tutuklanması
Donald Trump ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun Tutuklanması

Son aylarda, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya yönelik politikası son derece tehlikeli bir aşamaya girmiştir. Başkan Donald Trump yönetimi, siyasi baskılar ve yaptırımlardan doğrudan askeri güç kullanımına geçmiş, bu süreç Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun tutuklanmasına kadar varmıştır. Washington’un bu yaklaşımı, ciddi hukuki, siyasi ve stratejik endişeler doğurmaktadır.

Herhangi bir rejim ne kadar kötü olursa olsun, tarihsel deneyim, bir sistemin kötü olmasının onu zorla devirmeyi ne akıllıca ne de meşru kıldığını göstermektedir. Amerikan yakın tarihi, “istenmeyen” rejimleri askeri müdahaleyle devirmeye yönelik girişimlerin çoğu zaman istikrar yerine kaosa yol açtığını kanıtlayan örneklerle doludur.

Afganistan’da, Amerika Birleşik Devletleri yirmi yıl boyunca kalmış ancak istikrarlı bir devlet inşa etmeyi başaramamıştır. Libya’da diktatör devrilmiş, fakat devletin kendisi çökmüştür. Irak’a gelince, 2003’teki işgalin bedeli bugün hâlâ bölgesel ve uluslararası düzeyde ödenmektedir. Özellikle Latin Amerika’da, geçmiş ABD müdahaleleri Şili, Guatemala ve Nikaragua gibi ülkelerde derin yaralar bırakmış; zorla değişim dayatma girişimleri on yıllar süren istikrarsızlığa yol açmıştır.

Sorun yalnızca olası sonuçlarda değil, aynı zamanda Trump yönetiminin attığı adımları düzenleyen açık bir hukuki çerçevenin bulunmamasındadır. Başkan, bu tırmanışı haklı gösterecek ikna edici bir açıklama sunmamıştır. Resmî gerekçe olan “uyuşturucu kaçakçıları ve terörle mücadele” ise büyük ölçüde zayıf görünmektedir. Venezuela, Amerikan toplumunu sarsan uyuşturucuların başlıca kaynağı değildir ve onunla bağlantılı kokain akışlarının çoğu Avrupa’ya yönelmektedir. Rakip devletlerin liderlerini “terörist” olarak nitelendirmek tarih boyunca yeni değildir ve sıklıkla sahte bir güvenlik gerekçesi altında askeri müdahaleleri meşrulaştırmak için kullanılmıştır.

Buna karşılık, son ulusal güvenlik belgeleri daha gerçekçi bir açıklamaya işaret etmektedir: Washington’un, Monroe Doktrini’ni daha saldırgan bir biçimde canlandırma başlığı altında Latin Amerika üzerindeki geleneksel hâkimiyetini yeniden tesis etme çabası. Bu yaklaşım, Batı Yarımküre’yi Amerika Birleşik Devletleri’nin münhasır nüfuz alanı olarak gören ve bölge ülkelerini gerektiğinde güç kullanılarak yönetilebilecek alanlar olarak değerlendiren bir zihniyeti yansıtmaktadır.

Ancak bu yol, Venezuela’nın ötesine geçen riskler taşımaktadır. Uluslararası yetki olmaksızın ve ciddi bir iç tartışma yürütülmeden gerçekleştirilen gayrimeşru bir müdahale, diğer büyük güçlere kendi nüfuz alanlarında benzer davranışları meşrulaştırma bahanesi sunar. Aynı zamanda Venezuela’yı, rejimin tepesinin düşmesiyle silahlı ağların ortadan kaybolmadığı, aksine kontrolden çıkarak ülkeyi uzun süreli bir şiddet döngüsüne sürükleyebileceği açık bir çatışma alanına dönüştürme tehlikesi taşır.

Salt gerçekçi bir bakış açısından değerlendirildiğinde, bu yaklaşımın Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği söylenemez. Venezuela büyük, toplumsal ve askeri açıdan karmaşık bir ülkedir; herhangi bir iç çöküş, enerji ve gıda piyasalarında dalgalanmalara yol açabilir, daha geniş göç dalgalarını tetikleyebilir ve hem ülke içinde hem de sınır ötesinde faaliyet gösteren silahlı grupların istismar edeceği güvenlik boşlukları yaratabilir.

Venezuela krizine dair kolay çözümler ya da halkının acılarını sona erdirecek sihirli bir formül yoktur. Ancak açık olan şudur ki, hukuk dışı ve siyasi meşruiyetten yoksun bir şekilde zorla rejim değiştirmek, çoğu zaman trajediyi sona erdirmek yerine derinleştirir. Trump yönetiminin bugün yaptıkları yalnızca Venezuela’yı tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin konumuna zarar vermekte ve insanlığın defalarca bedelini ödediği tarihsel hataları yeniden üretmektedir.